Refugee, hem burada hem uzakta olan bir bakışla açılır. Geleneksel portre burada katmanlı bir anlatıya dönüşür: canlı renkler neşeyi değil, hayatta kalma gücünü, kaybın ağırlığını ve sessiz direnci taşır. Yüzün her parçası, ait olunan değil; geride bırakılmak zorunda kalınan yerin haritası gibidir.
Tanımsız arka plan ve kırık yüzeyler, mülteciliğin yalnızca politik ya da coğrafi bir durum olmadığını; kimliğin, aidiyetin ve varoluşun yeniden tanımlanması olduğunu gösterir.
Refugee, yalnızca çağdaş sanatın diliyle değil, vicdanın sesiyle konuşur.
Güzelliği gerçekle yüzleştirmek isteyen koleksiyonlar için çarpıcı bir parçadır.