Mnemonıc, kimlikten arındırılmış bir yüzeyde yankılanan sessiz bir çığlık olarak açılır. Ne yüzü vardır ne biçimi yalnızca yarık, iz ve doku konuşur.
Bu içgüdüsel kompozisyonda yokluk bir varlığa dönüşür. Görünmeyen, renk, doku ve kırılmalarla haykırır. Morarmış tonlar ve katmanlı bozulmalar bir bedeni tasvir etmez. Bir bedene sahip olmanın, bir beden olmanın, bu bedeni silmeye çalışan bir dünyada var olmanın baskısını taşır.
Mnemonıc, geçmişi belgelemektense silinmeye karşı direnir. Leke bırakır. İz bırakır. Nefes alır. Bu bir soyutlama değil; görünür kılınmış bir sestir.